|
Konusunu bilmediği bir hikayenin eşiğinde dikilmiş içeriye girip ile girmemek arasında tereddüt ediyor, bir yöne adım atmak zorunda olduğunun bilincinde ve arzusunda olduğu yere çakılıp kalmış ne ileriye ne de geriye yönelebiliyordu.
Hikayenin zor günlere, zor haftalara hatta zor yıllara gebe olduğunu, kapının aralığından sızan ışıktan hissedebiliyor fakat arkasında duran koca dünyanın monotonluğuna da tekrar yüzünü çevirmek cesaretini gösteremiyordu. İsyan ediyordu tekdüze yaşamına bir an ve ileri adım atmaya yelteniyor, tam bu sırada ürpererek içeride karşılaşabilecekleri aklına geliyor ve ilerlemekten vazgeçiyordu. Sesler geliyordu aralıktan; "Hayat hissetmektir ve yaşamaktır" diyen. "Hayat mücadeledir, hayat farklılıktır, hayat isteyebilmektir ve vazgeçebilmektir, hayat varolmaktır". Vaaz sürüp gidiyordu ve de olabildiğince cazibeliydi. Yine de temkinli hareket edilmeli, bir anlık büyünün esaretinde hata yapılmamalıydı. Böyle düşünüyordu, böyle düşünmesi gerektiğine inanıyordu. ******************* İçeride mevsimler değişiyor, kimi an fırtınalar kopuyor, bardaktan boşalırcasına yağmurlar yağıyor kimi an güneş gökyüzünde parlayıveriyor, etrafı rengarenk çiçeklerle, denizlerle, şafaklarla süslüyor ve hepsi böylece yaşama "yaşam" sıfatını kazandırıyordu. Yollar uzanıyordu nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan. Gelip geçen insanlar hiçbir zaman eksik olmuyordu üzerinden.. Bilinmeze, sonsuza, hiçe ve herşeye seyahat eden yolcular "ne" ve "neden" sorularının peşinde ilerleyip duruyorlardı kah sakin kah hızlı ve kararlı adımlarla.. Ayrı bir diyardı burası, diyarların en seçkini, en zarifi ve en büyüğü.. Buraya nasıl gelinirdi ve nasıl gidilirdi buradan kimse bilmezdi, bilemezdi. Sadece yaşardın, koşardın ve arardın. ******************** Bir haykırış duydu içeriden vaazı bölen.. Yakaran, yalvaran, ağlayan ve sızlayan keskin ve acı dolu bir inleme. Kendisini hızla içeri attı, yardım etmeliydi, yardımdan çok merakını yenmeliydi artık, nasıl bir yerdi burası. Çok geniş, çimle ve seyrek ağaçlarla kaplı bir arazi uzanıyordu önünde. Ses inlemeye devam ediyordu. Sesin geldiği yere baktı, hemen biraz ilerisinde bir elini ve bir ayağını zincirlerle ağaca bağlamış sefil görünümlü birisi haykırmaktaydı. Başında vaazı veren sesin sahibi beyazlar içinde aksakallı yaşlı bir dede durmakta ve ona bir şeyler anlatmaktaydı. Kurtulmaya çalışıyordu sefil görünümlü olan.. Halbuki kurtulabilirdi istese, boş eliyle zincirlerini çözebilirdi. Oysa o durmadan zinciri çekiştiriyor, kendini parçalıyor, bileklerini kanatıyordu. Yaşlı adama yaklaştı, sormak istiyordu bu garip durumun nedenini... -Merhaba -Merhaba evlat.. -Neden bu kadar acı çekiyor, neden kendisini kurtarmıyor? -Döngülerin en talihsizine yakalandı o, kendisini kurtarabileceğinin farkında değil, kurtulmayı hem istiyor hem ret ediyor. Bakamıyor, göremiyor, ne yapacağını kestiremiyor. Ona yardımcı olmaya, etrafına bakmaya çalışmasını sağlamaya çalışıyorum ama sesimi bile dinlemiyor. Ancak zincirleri kopararak kurtulabileceğini sanıyor. Defalarca söyledim bir elinin boşta olduğunu ama anlamıyor... -Fazla anlamadım. Ben burada yeniyim.. -Karar senin evlat, kapı her zaman açıktır, istediğin zaman dönebilirsin, biliyorsun değil mi? Döndü arkasına baktı, evet kapı hala açıktı. Sevindi, istediği zaman çıkabilecekse neden burada biraz daha kalmasındı... |
|
1
2 Anasayfa |