Gel zaman git zaman diyardan çıkmaz oldu bizimkisi. İyi vakit geçiriyordu, farklı şeyler yaşıyordu diyarda. Yeni ve değişik insanlarla ve olaylarla karşılaşıyor ve burasının asıl manasının ne olduğunu giderek daha fazla düşünmeye çalışıyor, düşündükçe diyar'a daha da bağlanıyordu.

Bir gün küçük bir su birikintisinin etrafında sevinçle ve hayranlıkla dönen, içinden çıkmayan garip bir adamla karşılaştı. Neden bu kadar mutlu olduğunu, neden bu su birikintisinden büyülenmiş gibi davrandığını sordu; " Hayatımda gördüğüm ve tattığım en muhteşem şey bu. Bu bir göl, göllerin en nadidesi, hiç sen bu kadar harika, bu kadar büyük, bu kadar parlak bir gölle karşılaştın mı hiç? Sularında yüzmek, manzarasını seyretmek cennette olmak gibi. Çevresinde dolaşırken, gölün maviliğine ve parlaklığına bakarken güzelliğiyle büyüleniyorum, içinde yüzerkense bu güzelliği bizzat yaşıyorum, deneyimliyorum. Dedim ya burası cennet gibi." diye açıklamıştı mutlu adam.

Halbuki su birikintisinin en köşesinde çok üzgün ve çaresiz gözüken, umutsuz bakışlarla biraz daha ilerideki başka bir su birikintisine bakan bir adam dikilmekteydi. O neden mutlu değildi, madem mutlu değildi neden burada dikiliyordu hala.. "Evet burası pis, kokuşmuş, küçük, renksiz, tatsız tuzsuz bir su birikintisi.. Burada olmaktan bıktım artık, sıkıldım. Keşke şu ilerideki göl daha yakın olsaydı, keşke ona ulaşabilme imkanım olsaydı. Bu bataklığa saplandım kaldım, ve her gün o ilerdeki muhteşem gölü gördükçe buraya mahkum olduğumu hatırlıyor ve umutsuzca günlerimin geçmesini bekliyorum. Keşke bu kadar uzak olmasaydı, ne kadar da mutlu olurdum.." demişti o da...

Garip bir yerdi burası, herkes sanki kendine göre bir dünya yaratmıştı. Herkes farklı algılıyordu herşeyi. Giderek burada işleyen mekanizmayı anlamaya başlıyordu o da. Aynı şeyi birbirinden çok farklı şekilde yaşayan ne çok insan vardı burada.

*************************

Zamandan kaçabileceği her fırsatta buraya geliyordu artık. Yoldaki yolcularla sohbet ediyor, onların garip dünyalarını şaşkınlıkla ve zevkle öğreniyordu. Yolun sonunda ne vardı? Kimisi sırf bunun için yolculuk ediyor, kimisi ise sırf yürümek zorunda olduğunu farzederek sadece ilerlemeye adıyordu zamanını.

Peki neden o öğrenmeye çalışıyordu diyardaki herşeyi? Herkesin bir hikayesi vardı işte. Zamanlarını kendi ürettikleri bir kurguya adayıp duruyorlardı. Neydi o zaman burasının manası? Burası da kapının ardındaki dünyadan farklı değildi o zaman.

Bunu farketmenin şokuyla ve hüznüyle giderek merakı azaldı. Daha az insanla konuşur oldu. Sadece dolanıyordu etrafta. Artık buradan çıkması gerektiğini düşünmeye başladı, giderek nefret ediyordu buradaki kurgudan. Fakat çıkmaya da cesaret edemiyordu ilk başlar, kapının ardındaki dünya her şeye rağmen buradakinden çok daha renksizdi. Evet çıkmalıydı, hayır çıkmak istemiyordu. Düşünceler, aynı fikirler beynine hücum ediyordu artık her saat ve her gün.

Daha sakin daha yapıcı bir şekilde düşünmek için hep aynı yaşlı ağacın altına gelmeye başladı. Hüzünle, çaresizlikle, umutsuzlukla günlerini geçirdi. Ve böyle yaşamaktan sıkıldı sonunda. Evet sıkıldı acıdan, çaresizlikten. Kapının ardındaki dünyada bu kadar düşünmesine gerek yoktu ve en azından ulaşmayı isteyebileceği şeyler olabilirdi orada. Burada hangi delinin hangi saçmalığını isteyebilirdi ki? İsterse eğer buradakilerden hiçbir farkı kalmayacak, o da kendi yarattığı bir kurgunun kölesi haline gelecekti.

Sonunda ayağa kalktı ve zoraki de olsa ilerlemeye başladı. Birden bileklerinde bir acı hissetti. Bu da neydi, ağaç kökleriyle bileklerini sarmıştı, bırakmıyordu onu. Çekiştirmeye, başladı kökleri, kopartamıyordu, çok sağlamlardı. Günlerce mücadele etti ağacın altında. Kurtulamıyordu, buraya hapsolup kalmıştı. Bunu düşündükçe sinirleniyor, daha güçlü çekiştiriyor ama her seferinde kendini yıpratıyor, düşüyor, bileklerini kanatıyordu.

Böyle mücadele ettiği günlerden birinde bir yerlerden hatırladığını sandığı ak sakallı bir dede geldi yanıbaşına. Onu tebessüm ederek süzdü ve "Sen de mi bu hallere düştün? Artık burada yeni değilsin o zaman. Bir elin boşta farkında mısın evlat? İstediğin zaman çıkabileceğini en başta söylemiştim ben sana" dedi...

Neye uğradığını şaşırdı.. Hatırlamıştı dedeyi, hızla bileklerine baktı ve sağ bileğinin gerçekten boşta olduğunu gördü...

Gülümsedi o da...

1 2
Anasayfa